...Evvel selâm edip de...
2.5.2008 ~ Kategori: _EFENDiMiZ_
“Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz birşey söyleyeyim mi?
Aranızda selamı yayınız.”
“Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz birşey söyleyeyim mi?
Aranızda selamı yayınız.”
1400 sene önceydi.
Allah’ın Resulü (sav) bir meseleden dolayı üzgündü.
Ağır adımlarla "hane-i saadetlerine" doğru ilerliyordu.
Bu, günümüze göre çok fakir saadet evinin kapısını zevceleri Hz Ayşe açtı.
Yüzündeki tebessümle Peygamberi (sav) içeriye aldı. Selamdan sonra Allah'ın elcisi (sav) Hz Ayşe'ye yanından ayrılmamasını söyledi.
Hz. Ayşe yanına oturdu.
"Konuş ey Ayşe” dedi Peygamber! (sav) “Konuş da biraz içimiz ferahlasın!"
Ve Ayşe konuşmaya başladı. Allah’ın rahmetinden, merhametinden, Peygamberin (sav) şefkatinden, dünyanın faniliğinden bahsetti.
O konuştukça Peygamberin (sav) üzüntüsü dağıldı, yüzüne bir tebessüm geldi, ferahladı.
Rabbine şükretti..
~ ~ ~
An biraz muhasebe anıdır hanımlar beyler…
!?...

Gönül hûn oldu şevkinden boyandım yâ Resulallah
Nasıl bilmem bu nîrâna dayandım yâ Resulallah
Ezel bezminde bir dinmez figândım yâ Resulallah
Cemâlinle ferahnâk et ki yandım yâ Resulallah!
Yanar kalbe devâsın sen bulunmaz bir şifâsın sen
Muazzam bir sehâsın sen dilersen rûnümâsın sen
Habîb-i Kibriyâsın sen Muhammed Mustafâsın sen
Cemâlinle ferahnâk et ki yandım yâ Resulallah!
Gül açmaz çağlayan akmaz İlâhî nûrun olmazsa
Söner âlem nefes kalmaz felek manzûrun olmazsa
Firâk ağlar visâl ağlar ezel mesrûrun olmazsa
Cemâlinle ferahnâk et ki yandım yâ Resulallah!
Yaman Dede'den
~
böyle kördüğümlerle düğümle bizi Rabbim/

Hz.Aişe, Peygamberimizle yeni evlenmişti.
Eşinin kendisini sevip sevmedigini merak etmekteydi,
ya da kendisini ne kadar ve nasıl sevdigini…
Hz.Aişe bu düşüncesini Peygamber Efendimizle konuşmadan edemedi.
“Ey Allah’ın Resulü,beni seviyor musun?”
“Evet,Ya Aişe tabi seviyorum!”
Aişe dahasını da merak ediyordu,acaba nasıl seviyordu? Hemen sordu:
“Beni nasıl seviyorsun?”
Peygamberimiz sevgi şeklini tanımladı eşine;
“Kördüğüm gibi”
bu cevap Hz. Aişe’yi cok sevindirdi,çünkü kördügüm açılamazdı.
Açılmayan, bitmeyen sırlı bir sevgi demekti.
Alacagı cevap onu çok mutlu ettigi için,Hz. Aişe sık sık sorardı:
“Ey Allah’in Resulü, kördüğüm ne alemde?”
Peygamberimiz,Hz.Aişe’yi memnun eden cevabı verirdi her defasında:
“İlk günkü gibi…”
Kurtuluşumuza vesile olsun diye/
Mevlid-i Şerif'ten ufak bir bölüm/

Allâh adın zikredelim evvela
Vacib oldu cümle işte her kula
Evvel andık anı kim evveldir ol, Evveline bulmadı hiç akl yol
Evvelin ol evvelidir bigûman, Ahirin hem ahiridir cavidan
Çünkü Hak evvelliğin bildik ayan, Dinle imdi kılayım sûn'un beyan
Hak Tela ne yarattı evvela, Cümle mahlukattan kim evvel ola
Mustafa nurunu evvel kıldı var, Sevdi anı ol kerimü girgidar
Hak sanâ verdi mükemmel eyledi, Yaradılmıştan mufaddal eyledi
Andan oldu her nihan-ü aşikar, Arş-ü ferş-ü yerde gökte ne ki var
Ger Muhammed olmaya idi ayan, Olmayıserdi zemin ü asuman
Hem vesile olduğu içün ol, Resul Ademin Hak tevbesini kıldı kabul
Ger Muhammed gelmeseydi aleme, Tac-i izzet ermez idi Ademe
Nuh anıçün buldu hem garktan necat, Daği doğmadan göründü mûcizat
Cümle anın dostluğuna adına, Bunca izzet kıldı Hak ecdadına
Ceddi olduğiçün anın hem Halil, Narı cennet kıldı anâ ol Celil
Hem dahi Musa elindeki asa, Oldu anın hürmetine ejderha
Ölmeyip İsa gök'e buldu yol, Ümmetinden olmak için idi ol
Çün temenni kıldılar Haktan bular, Kim Muhammet ümmetinden olalar
Sünnetin tut ümmeti ol ümmeti, Ta nasip ola sanâ Hak rahmeti
Mevlid-i Şerif-in müellifi Merhum Süleyman Çelebi Hazretleri'nin ruhu için
ve bu satırları okuyan, dinleyen, okumasına sebep olanlardan yaşayanların ruhu makamlarına, ahirete göçmüş olanlarınında ruhlarına
El-Fatiha...

Vuslat ümidiyle yaşadığımız
Efendimizin mevlidi hayrola!
Abdülmelik Bin Habib – Mutarrif Bin Abdullah ve Abdülaziz el Üveysi – Abdurrahman Bin Ebil Hutami radıyallahu anh senedi ile;
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, buyurdu ki; “Müslümanın, saliha hanımına baktığında sürur(sevinç) duyması, ona bir şey emrettiğinde itaat etmesi, kendisinin yokluğunda iffetini muhafaza etmesi, kişinin faydalandığı şeylerin en hayırlılarındandır.
Ebu Hüreyre radıyallahu anh’den; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e; “Kadınların en faziletlisi hangisidir?” diye soruldu. Buyurdu ki;
“Kendisine bakıldığında sevinç duyulan, bir emir verildiğinde itaat eden, kendin hakkında ve malın hakkında çirkin bulduğun şey ile sana muhalefet etmeyendir.”
Talk Bin es Semh el Mısri el İskenderani’den; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki;
“Allah Azze ve Celle, kimi zikreden bir dil, şükreden bir kalp, belalara sabreden bir beden ve saliha bir hanım ile rızıklandırmış ise, onun üzerindeki nimetlerini tamama erdirmiş demektir.”
kuru toprağa düşen yağmur gibi düştün gönlüme
hani rahmandan bir "üzülme,her kışın bir baharı var,
yeniden yeşerecek yeniden çiçek açacaksın"
mesajı taşır gibi düşer ya her yağmur tanesi,
işte öyle bir ümit mesajı getirdin
ölümlerle ayrılıklarla hastalıklarla malûl zihnime
sen varsın diye varlıkları vareden
senin ebediyyet duanı kabul etmez olur mu hiç?
ey göklerde adı her dem anılan nebi
ey kulluğuyla ebediyyetin varlığına sebeb olan resul
ışığın zerreleri adedince selam olsun sana
konuşulmuş kelimelerin adedince selam olsun sana
ya resullah, şefaat eyle allahaşkına.....
~~~
Dostu cân-ı gönülden arzulayanların
dünya gözüyle de görebilmeleri niyazıyla..
Vakt-i şerif, Receb-i şerif, Cuma, Miraç, ömür, ahir ve akibet hayrola efendim...
Cebrâil aleyhisselâm, Habîbullahı ileri sürdü: -"Sen varken, başkası imâm olamaz" dedi.Namazdan sonra, mescidden çıkıp bilinmeyen bir mi'râc ile, bir anda, yedi kat gökleri geçtiler. Her gökte bir büyük peygamberi gördü. Cebrâil aleyhisselâm Sidre'de kaldı.
- Kıl kadar ilerlersem, yanar, yok olurum, dedi.
Sidret-ül müntehâ, altıncı gökte bulunan büyük bir ağaçtır. Resûlullah efendimiz Cenneti, Cehennemi, sayısız şeyleri görüp, Refref adındaki bir Cennet yaygısı üstünde olarak Kürsî, Arş ve Rûh âlemlerini geçip, bilinmeyen, anlaşılamıyan, anlatılamıyan şekilde Allahü teâlânın dilediği yüksekliklere ulaştı.Mekânsız, zamansız, cihetsiz, sıfatsız olarak Allahü teâlâyı gördü.
Gözsüz, kulaksız, vâsıtasız, ortamsız olarak Rabbi ile konuştu Bir anda, Kudüs'e ve oradan Mekke-i mükerremeye, Ümm-i Hânî'nin evine geldi. Yattığı yer henüz soğumamış, leğendeki abdest suyunun hareketi durmamış idi. Sabah olunca Kâ'be yanına gidip mi'râcını anlatmak istedi. Ümmühâni, “Sana inanan zaten bir avuç , miracını anlatırsan, müşrikler inanmazlariman edenler de vazgeçer. İleride kuvvetlenince anlatırsın” dedi.
Peygamberimiz, “Bir insan başta çürükse sonunda da çürük olur. Ben İslam binasını sağlam insanlar üzerine bina etmek istiyorum. Gidip anlatayım ki, çürükler sağlamlar belli olsun.” Buyurdu,Gidip anlattı. Bunu işiten kafirler alay etti.Müslüman olmaya niyeti olanlar da vazgeçti. Birkaçı sevinerek Ebû Bekr'in evine geldi.Kapıya çıkınca hemen sordular: Ey Ebâ Bekr! Sen çok defa Kudüs'e gittin geldin. İyi bilirsin. Mekke'den Kudüs'e gidip gelmek, ne kadar zaman sürer? –“iyi biliyorum. Bir aydan fazla"
Kâfirler bu söze sevindi Hz. Ebû Bekr'in de kendi kafalarında olduğuna sevinerek:- Senin efendin, Kudüs'e bir gecede gidip geldiğini söylüyor.Artık iyice sapıttı,dediler. Hz. Ebû Bekr, Resûlullahın mübârek adını işitince:
- "Eğer O söyledi ise, inandım.Bir anda gidip gelmiştir" deyip içeri girdi.
Kâfirler neye uğradıklarını anlıyamadı. "vay canına, Muhammed ne yaman büyücü imiş. Ebû Bekr'e sihir yapmış" dediler. Hz. Ebû Bekr hemen giyinip, Resûlullahın yanına geldi. Büyük kalabalık arasında, yüksek sesle dedi ki:
-Yâ Resûlallah! Mi'râcınız mübârek olsun!
Resûlullah, bu gün Ebû Bekr'e "Sıddîk" dedi. Bu adı almakla, bir kat daha yükseldi.
Resûlullahın bedenen Mekke'den Beytül-mukaddes'e götürüldüğüne inanmıyan kâfir olur. Göklere ve bilinmiyen yerlere götürüldüğüne inanmıyan ise, Ehl-i sünnetten ayrılmış olur..
Duâmız Hz.EbuBekir gibi Yüce Allah’a derin iman ve Peygamber Efendimiz (sav)’e ve sünnetlerine şeksiz süphesiz bağlılıktır.
Rabbim nasip eyleye...

Nebiler Serveri (sas) kendi pâk neslini devam ettirecek olan ve kendi vefatından sonraya kalan tek evladı olan Hz.Fatıma’yı çok sever, kızı yanına geldiğinde onu ayakta karşılar, elini tutup “Hoş geldin kızım” der ve ona iltifatlar edip yanına veya kendi yerine oturturdu. Hz. Fatıma, Hz. Muhammed’in kalbinde çok özel bir yere sahipti,kızı da babasına aynı şekilde davranırdı. Kızına duyduğu sevgiyi ifade ederken:
“Fatıma benim bir parçamdır, onu sevindiren beni sevindirmiş, onu üzen de beni üzmüş olur.”
buyururdu.Beş on sene öncesinde kız çocuklarını kendi elleriyle öldüren bir toplum da onları seyretmektedir. Kız çocuğunun gerçekte ne değerli bir nimet olduğunu anlayarak….
Cenâb-ı Hak'tan Hz. Fâtıma (r.anhâ) annemizin ahlâkından hisseler alabilmeyi ve cümlemizi şefaatine nâil eylemesini niyaz ederiz...