
Kitâba sımsıkı sarılan ve
namazı dosdoğru kılanlara gelince:
Muhakkak ki Biz,
iyiliğe çalışanların mükâfâtını asla zâyi etmeyiz.
A'râf Sûresi: 7/
KIL BENİ EY NAMAZ!
_Senai Demirci'nin sesinden_
Hasreti dillendirdiğin duvarlar dinlemedi seni.
“Katreye ne anlatır yangının felsefesi.”
Dünyanın vaadi yok kalbine. Huzur dilendiğin kentler dinlendirmedi seni.
“Gözyaşı nerden bilsin Leylâ’ya b/akan gözü terkettiğini.”
Tenin kıyıları inci mercan sunmadı cânına. İlticâ ettiği meydanlardan kovuldu ruhun.
Cebini ısıtanlar yüreğinin üşümesine çare olamadı.
Sevdanın aynasında bir türlü bir araya getiremedin yüzünü.
Kırıldı aynalar yahut aynalara kırıldın.
“Kendine batan gül dalında dikensin.”
Dar vakitler tuttu ayağını hep. Dünü öldürdün;
koparılmış takvim yapraklarına kefenledin.
Yarının eşiğinde hep ölü buldun kendini;
bir türlü bağdaş kuramadın geniş zamanların sofasına.
Dünün katili diye arandın, yarının elinde kaybeden oluverdin. Vaktin daraldı.
Masumiyetini onaylatacağın makamlar aradın. Bulamadın.
Kirlendin, ak ellerinde çamurlar yoğurdun, pâk gözlerini karalıklara gömdün.
Pişman oldun.
Seni akl/ayacak, akl/andığını tescil edecek yüzler aradın. Bulamadın.
İlticâların reddedildi. Yüzlerin y/amacına tutunamadın.
Koşuşturmaların arasından sıyırdı seni namaz. Bir kenara çekti.
Dışarının gürültülerini kesti.
Parmağını dudağına götürüp “sus!” dedi sorgulayıcı bir bakışla.
Kendi içine bıraktığın seslerin elinden tuttu. Yeniden kendin(l)e konuşur eyledi seni.
Gel, gel de şimdi, boşalt cümle çığlıklarını namazın gözbebeklerine.
Gel de tutun şimdi namazın sevdalarını emziren göğsüne.
Dudaklarından sızan dualar kadar besle kendini, besle...
Gel, gel de sat şimdi kendini namazın tezgâhında.
Dök hüzünlerini, serp korkularını Rahman’ın secdegâhına.
Ana gibi yâr oldu sana namaz; uzak tuttu seni cümle t/uzaklardan.
Kendine a(l)dandığın günahlı kurbanları kesip attı boynundan.
Her gün ah’ını rahmet serinliğine yıktı; hüsranlarına sonsuz teselliler sundu.
Her günahını rahmet serinliğinde yıkadı; lekelerin ak köpüklerde yundu.
Gel, gör ki, kucağında avutur seni namaz.
_S.Demirci_
- "Ne dersiniz?
Birinizin kapısının önünde bir nehir olsa da,
o kimse her gün bu nehirde beş defa yıkansa, kirinden bir şey kalır mı?"
Sahâbîler:
- O kimsenin kirinden hiçbir şey kalmaz, dediler.
Resûl-i Ekrem (a.s.m.):
"Beş vakit namaz işte bunun gibidir.
Allah beş vakit namazla günahları silip yok eder." buyurdular...
